Benizleri sarı,
mantar şapkaları,
ağır silahları
ve kutsal hayalleri vardı.
deniz,
cehennemden habersiz
fırtınasız
ve dalgasızdı
yıllarca savaşmaktan
yorgun düşmelerine rağmen
ölüm pahasına
çelik
yürekleri
onurları
ve namusları
üstüne
bedenleri ve ruhlarıyla
çelikten
bir duvar örerek
topraklarını savunacaklardı
saat, on otuz
mart onsekiz,
mavi bir gün içinde
en önde
dünyanın en güçlü
ve en kuvvetli
donanmasıyla
tam on dört bin yardadan,
yüklenerek
ve topçulara
nişan alarak
kıyıları vurmaya,
başladılar
dağlar,
kar ve duman kaplıydı
kardelenler açmış
yollarda çiğdemler çıkmıştı
ey dağlar,
yüce dağlar
başı dumanlı dağlar
ana cephede kaldı
yanında
üç aylık bebek ağlar,
Gelibolu, Anadolu’dan
takviye beklerken,
ağır, ağır ilerleyen
dört gemi
kızıl bir ikindi vakti,
şiddetli bir mermi
ve bir mayın sesiyle
sallanarak
acıyla bağrıştılar,
arkasından
geriden gelenler
çılgınca
ağır silahlarını
ateşlediler
toz duman arasında
Seyit Onbaşı ayakta kalırken,
Niğdeli Ali,
yüzbaşı Hilmi
ve aynı tabyada bulunan
on üç can
sonsuzluğa uçarken
Bouvet adlı bir gemi
yan yattı
çok güçlü patlamayla
alabora…
sonra
bir gemi,
bir daha,
yani güvenilen
altı savaş gemisinden
kimi yara aldı
kimi
de
batırıldı,
geriye kalanlar
ateş ve barut kokusu
ve mayın korkusuyla
sersem hindiler gibi
parça parça
dağıldılar,
gün geceye girerken
Türkler’de durum;
yetmiş kayıpla birlikte
ağır top mermisi
bitmek üzereydi,
itilaf devletlerinde
yitik,
yedi yüz olarak
kayıtlara geçti,
siperdekiler
ve dünyanın dört bir yanından
sonradan
geleceklerle beraber
süngünün ucuna
ışıldayan ve hiç sönmeyen
bir tarih yazarak,
Gelibolu’da
Göğüs göğüse,
ve yumruk yumruğa
çarpışarak
ateşi yıldızlara
çıkacak
bir cehennem
yaratacaklardı…
Hüseyin Seyfi
Gönderen:Hüseyin Seyfi

18 Mart Canakkalede Bir Gun blogunu Yorumlarmisin !