Ankara’nın göbeğinde, Kızılay’daki Meşrutiyet Caddesi’ndeki ajansta deli gibi çalıştığım günlerdi…

Daha üç ay olmuştu haber ajansı kurulalı, ben de fiilen gazeteciliğe 3 ay önce bu ajansta başlamıştım…

Haber Müdürü Erdoğan Örtülü 20 yaşındaki çocuğun daktiloyla dövüşe dövüşe haber yazmasını öğrendiğini görmüş, Süleyman Demirel’den Bülent Ecevit’e kadar bütün siyasi kodamanların toplantılarına beni gönderir olmuştu…

Bir taraftan haber yazmasını öğretiyor, bir taraftan da en “baba” basın toplantılarına beni yolluyordu…

***

Ecevit, Demirel, Erbakan haftalık rutine girmişti neredeyse…

İçin için acayip gururlanıyordum…

Daha 20 yaşındaydım ve “Türkiye’yi yöneten adamların basın toplantılarını ajans adına ben izliyordum…”

Her ne kadar ben basın toplantılarını izlesem de ülkeyi yönettiğini söyleyen adamların söyledikleri, büyük ve çarpıcı haber olmuyordu gazetelerde…

Ne ana muhalefet lideri Ecevit bir şeyler söylediğinde “ortalık sallanıyordu”, ne Başbakan Demirel, ne de Erbakan veya Türkeş’in söyledikleri akşam eve geldiğimde yankı buluyordu…

Ağır bir terör dalgası almış başını gidiyordu ve her gün öldürülen gençler, Kızılay’ın ortasında patlayan bombalı pankartlar, siyasilerin sesini duyuramaz olmuştu…

***

Çok sonraları öğrendim ki, o günlerde patlayan bombalar, öldürülen gençler ve gerçekleştirilen suikastlerle Türkiye “bir darbe ortamına” götürülmek istenmektedir…

Birbirinin zıttı görünen militanlar, aslında aynı merkezden beslenmektedir…

Faşistlerle komünistlerin ellerinde patlayan bombalar ve silahlar, aynı merkezden gönderilmektedir…

O sırada bu gerçeği bana hiçbir lider basın toplantısında söyleyemiyordu…

Ecevit, Demirel’i; Demirel ise Ecevit’i suçluyordu…

Erbakan ise ikisini birden…

Dün dalga dalga yayılan, kanlı eylemleri görünce, aklıma 20 yaşındaki o genç çocuk geldi…

Sanki görünmez eller bir anda her tarafta kıvılcımları çakmaya başladılar…

***

PKK niye bir anda bu eylemlere başladı…

Apo yıllardır İmralı’da tek başına tecrit edilmiş yaşarken yapılmayan eylemler, şimdi niye bir paspasın kaplayacağı büyüklükte, .17 metrekare için yapılmaya başlandı?..

Tam bugün Anayasa Mahkemesi DTP’nin kapatma davasına bakacakken, nasıl oldu da her tarafta “aman mutlaka kapatın” dercesine terör eylemleri azdı, gösteriler yoğunlaştı, askere polise molotoflar, havai fişekler atılmaya başlandı?..

65 gündür duran olaylar ne oldu nasıl oldu da bir odanın paspas büyüklüğündeki bir kısmı küçüldü diye, bütün Türkiye kan gölüne çevrilmeye başlandı?..

***

20 yaşındaki genç gazeteci, o yıllarda nasıl olup da hem sağcıların hem solcuların aynı yöntemlerle suikastler düzenlediklerini, birbirlerini öldürdüklerini, birşeyleri niye davet etmeye çalıştığını anlamazdı…

Bugün çocuklarıma anlatabilseydim eğer;

“Farklı merkezlerden atılıyor görünen silahların aslında tek bir merkezden atıldığını;

Birbirlerine saldıran, birbirinin zıttı grupların aslında aynı büyük amacın birer parçası olarak çok farklı bir planı uygulamaya koyduklarını;

Böyle durumlarda, olayların katlana katlana, köpürtüle köpürtüle büyütüleceğini;

Histeri dalgasının herkeste ’artık yeter’duygusu uyanana kadar kabartılacağını…

Ve sonra kim ne yapacaksa onu yapacağını, planın esas amaçlanan kısmının yürürlüğe konacağını” söylerdim…

***

DTP’nin de ne yaptığını bilmiyorum…

PKK’nın da niye böyle yeniden fişteklendiğini ve gaza geldiğini anlamıyorum…

Ama biliyorum ki bunları anlamama ve çözmeme gerek yok…

Bir yerlerden birileri çok büyük bir provokasyonu, planı ve oyunu sahnelemeye başladı… Önemli olan kim bu provokasyonu yapanlar?..

Hangi oyunu oynamaktalar?..

PKK’nın yeniden tetikçiliğe soyunması değil mesele…

Bu kez tetiği kimler çektirtiyor?..

Hiç merak etmeyin…

Yakında çıkacaklardır ortaya…

***

DTP KAPANIRSA NELER OLUR?..

Biliyorum ki hukuk siyasetin bir aracı olmamalıdır…

Farkındayım ki, ipler DTP’nin elinde değildir ve onlara da bazıları sinek ikilisi muamelesi çekmektedir…

Anayasa Mahkemesi bugün elbette hukuki açıdan olaylara bakacak, ona göre değerlendirecek ve DTP’nin kapatılıp kapatılmamasına siyasete göre değil, hukuğa göre karar verecektir… Ben hukuğun söylediğini söyleyebilecek konumda değilim…

Ben içimden geleni söyleyebilirim ancak…

***

Bu da Mahkeme’yi bağlamaz, benim kişisel bir temennim olmanın ötesine geçmez…

Türkiye’de çok kanlı bir oyun oynanmaya çalışılıyor…

Kanlı oyunlar oynanırken, daha sert, daha radikal kararlar kitleler tarafından makul görülür, daha fazlası, daha serti istenir…

Oysa böyle dönemlerde, halen toplumsal bir köprü olabilecek potansiyeldeki kişilerin, yerlerinde durmaları icap eder…

Ateşlenmiş fitilin bütün toplumda infilak etmemesi için, barışa, yumuşamaya ve hoşgörüye bir şans daha tanımak gerekir…

Bu ülkede daha büyük kanlı olaylar olmamalı…

Türkiye’de önüne geçilemeyecek bir savaş çıkmamalı…

Barış ve akl-ı selim kazanmalı…

Sonuna kadar barışı isteyeceğiz biz…

***

EĞER DARBECİLER VARSA…

Darbe girişimi ya vardır ya yoktur…

Darbe girişimi varsa, bunun sivil destekçileri olabilir, alt yapısını hazırlayanlar bulunabilir, psikolojik destek, moral teşvik yapmış olan siviller bulunabilir…

Ancak “darbe” dediğimiz şey esasen “silah”la yapılır…

Silahla yapabilecek olanlar da bellidir…

Eğer ortada bir darbe planı, girişimi, hareketi, Ayışığı, Sarıkız’ı falan filan varsa, bunu “eli silah tutarak” yapmaya kalkanlar bu işin birinci sorumlusudurlar…

Onlara yataklık edenler, teşvik ve destek verenler falanlar filanlar, asıl müsebbibden daha suçlu olamazlar…

Ne yani sonuçta eğer varsa birileri darbe yapmaya karar vermiştir de ondan sonra başkaları destek olmuştur…

Ya da birileri azmettirmeye kalkmıştır da, esasen birileri o darbeyi yapmaya teşebbüs etmiştir…

Darbeyi yapmaya fiili teşebbüs edeni bırakıp, destek, teşvik, yataklık vesaire ile uğraşılırsa o zaman kalkar birisi Mustafa Balbay sorar:

“Ben buradayım da… Bu işi yapacak olanlar neredeler acaba?..”